TÜRKİYE’NİN BÜTÜNSEL GÜVENLİK YAKLAŞIMI: Enerjiden Sağlığa, Göçten İç ve Dış Güvenliğe Çok Boyutlu Ulusal Savunma

TÜRKİYE’NİN BÜTÜNSEL GÜVENLİK YAKLAŞIMI: Enerjiden Sağlığa, Göçten İç ve Dış Güvenliğe Çok Boyutlu Ulusal Savunma

Yayınlanma Tarihi: 23.11.2020
Görüntüleme: 1507
Yazar: STM ThinkTech

21’inci yüzyılın ilk 20 yılı dünya tarihinde, uluslararası ilişkiler arenasında radikal değişim ve ezber bozan teknolojik ilerlemelerin ve tarihin bir cilvesi gibi tıpkı 20’nci yüzyılın ilk 20 yılı kadar dönüştürücü dinamiklerin şekillendiği bir dönem olarak tezahür etti.

Milenyumun hemen başında yaşanan trajik 11 Eylül 2001 saldırıları, 20 yıl sonra bugün hâlâ devam eden ve tüm dünyada dramatik sonuçlar yaratan artçı şoklar doğururken, artan bölgesel çatışmalar, asimetrik savaş ve ülkeler arasında yaşanan kaotik çatışmalarla güvenlik paradigmaları derin değişimler yaşadı. 21’inci yüzyılın ilk on yılı bittiğinde Arap Baharı ile başlayan süreç, başta Ortadoğu’nun demokratikleşeceği umudunu doğurduysa da bu beklenti çok uzun sürmedi. Ardından gelen 10 yıl boyunca ise Suriye’den Libya’ya dek tüm bir Ortadoğu ve Kuzey Afrika arenasında yaşanan çatışma, istikrarsızlık ve büyük göç hareketleri, 2020’lerin başında küresel sistemi sarsan daha büyük belirsizlik ve kaygıların temel tetikleyicisi oldu.

Ekonomik açıdan bakıldığında ise, dönüşümün çok daha derin yaşandığı bugün daha net görülüyor. Dijitalleşmenin giderek genişleyip iş hayatının ve toplumsal hayatın temel dönüştürücü dinamiği haline gelmesiyle 20’nci yüzyılın küresel ekonomik sisteme damga vuran denklemleri sarsılmaya başladı. Milenyumun ilk 10 yılının sonuna doğru 2008 Finansal Krizi patladı ve dijital devrim ile internet devrimini yaratan ve bundan beslenerek hızla devleşen yeni oyuncuların sahnede yer kapmasıyla küresel ekonomide de ezberler bozulmaya başladı. 21’inci yüzyılın başında küresel ekonominin tepesinde yer alan ilk 10 şirket 20 yıl içinde yerlerini başka şirketlere bırakmış, yeni öncüler eski güçleri tasfiye etmişti bile. Artık dünya ekonomisinden aslan payını Exxon Mobil, BP gibi uluslararası petrol şirketleri değil, Google, Apple, Amazon gibi dijital dünyanın veri ve uygulama imparatoru liderleri alıyor. Daha geniş bir zaman dilimi içinde düşünecek olursak, 150 yıl kadar önce ABD borsasının öncü göstergesi Dow Jones endeksini oluşturan şirketlerden hiçbiri bugün bu endeksin içinde yer almıyor.

Ekonomik dönüşüm tabii ki yeni şirketlerin ortaya çıkmasıyla sınırlı değil. Şirketlerin rekabetinin ülkelerin birbiriyle mücadelesinin bir gölge oyunu kıvamında sürdüğünü söylemek mümkün. Zira uzun zamandır dünyanın üretim merkezi haline gelen Çin, dünyadaki gelişmelerinin kaderini etkileyecek çapta hamlelerle bugün artık yeni süper güç adayı konumunu iyice pekiştirmiş bulunuyor. 1,5 milyara yaklaşan nüfusu, hızla gelişen ve zenginleşen orta sınıfı, yapay zekâ, 5G ve robotik gibi yeni teknoloji alanlarında şimdiden üstlendiği lider rolüyle, uluslararası arenanın bugüne kadar hâkim gücü olan Batı’nın karşısında dünyanın yeni egemen gücü olma yolundaki önlenemez yükselişinde Doğu’nun bir simgesine dönüşüyor.

Son olarak yaşanan COVID-19 salgını ise taşları daha önce hiç olmadığı kadar yerinden oynattı. Gelişmiş Batı uygarlığının bir anda karşı karşıya kaldığı ve yönetmekte tam bir acizlik sergilediği salgında şahit olduklarımız küreselleşme ve medeniyet anlamında birçokları için hayal kırıklığı üreten bir süreç doğurdu. Dünyanın hiçbir yerinde hiç kimse herhalde Batı ülkelerinin birbirlerinin tıbbi malzemelerine el koyacağını, huzurevlerinden ölüme terk edilmiş yüzlerce yaşlı insanın cesetlerinin çıkacağını, felç olmuş bir sağlık sistemine sahip olduklarını ve yıllarca işlemiş görünen Avrupa Birliği gibi ya da Batı ittifakı gibi oluşum ve kavramların içinin bir anda boşalıp küresel sistemin yönetici kurumlarının işlevsizleşeceğini öngöremezdi. Şimdi dünya, yeni bir düzenin nasıl kurulabileceğini tasarlamaya çalışıyor, ancak yeni küresel paradigmanın kolay kolay doğmayacağı ortada.

Türkiye, küresel sistemin yeni paradigmasının doğum sancılarının sürdüğü bu süreçte, özellikle Ortadoğu kökenli güvenlik riskleriyle hiç olmadığı kadar karşı karşıya kaldı. Suriye krizi nedeniyle düzenlediği sınır ötesi operasyonlarla ulusal güvenliğini savunmak durumunda kalan Türkiye, öte yandan Doğu Akdeniz havzasında gerilimi gittikçe yükselen enerji savaşlarının da tam odağında yer alıyor. Bazı rakamlara göre 186 trilyon m3 olan dünya hidrokarbon rezervlerinin yüzde 3,5’i Doğu Akdeniz’de bulunuyor ve bölge uzun zamandır neredeyse tüm Akdeniz ülkelerinin bu rezervlerden aslan payını alma mücadelesine sahne oluyor. Konu bu boyutuyla sadece bölge ülkelerinin değil, Türkiye ve Avrupa’nın gaz tedarikinde birinci sırada bulunan Rusya gibi küresel güçlerin de odağında. Bu bakımdan Türkiye’nin Doğu Akdeniz’e ilişkin politik hedefi ve bu hedeflere ulaşmak için belirleyeceği strateji ve uygulayacağı taktikler büyük önem taşıyor.

Türkiye’nin güvenlik mimarisinde yıllar boyunca önemli hususlardan biri de doğu ve güneydoğu bölgelerinde yoğunlaşan terör faaliyetleri nedeniyle sınır güvenliği oldu. Bu tehdide Suriye kökenli zorunlu göç hareketlerinin dahil olması ve sığınmacıların arasında terör unsurlarının da ülkemize sızması sınır güvenliğinin önemini artıran bir husus olarak öne çıktı. Bu kapsamda sınır güvenliğinin göç politikalarıyla birlikte ele alınması mecburiyeti doğarken, Türkiye ülkesinde misafir ettiği dört milyon civarındaki Suriyeli sığınmacının ekonomik ve toplumsal sorumluluğunu da üstlendi. Uluslararası arenadan bu konuda gereken desteği bulamayan Türkiye, toplumsal yapıda dönüşüm yanında eğitim, sağlık gibi alanlarda da yeni politika inşa süreçlerini çalıştırmak, bu alanda özgün ve stratejik adımlar atmak zorunda kaldı.

Bölgesel odaklı tehditlerin son derece artması karşısında Türkiye’nin uzun zamandır güvenlik önceliklerinden biri olan Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma sistemi ihtiyacı da bu süreçte hiç olmadığı kadar zaruri hale geldi. ABD ile sonuçlanamayan Patriot görüşmeleri, Türkiye’yi Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi alma noktasına getirdi ve bu gelişme de özellikle ABD ve NATO’nun tepkilerini çekti. Bunun yanında, özellikle Suudi Arabistan’da Aramco tesislerine terör örgütleri tarafından düzenlenen drone ve seyir füzesi saldırısıyla hava sahasının kontrol ve güvenliğinin artık devlet dışı aktörlerden kaynaklanan teknolojik tehditlere de açık hale geldiğini ortaya çıkardı. Tüm bu gelişmeler alçak, orta ve yüksek irtifa hava savunmasının entegre bir mimariyle günün koşullarına uygun şekilde yeniden tasarlanması zorunluluğunu gösteriyor.

Geçmiş deneyimler ve son S-400 krizi nedeniyle uygulanan ambargo ve kısıtlamalar gösteriyor ki, uluslararası güvenlik arenasında Türkiye’nin önüne çıkarılan engeller aslında pek çok olumsuzluğuna rağmen, Türk savunma sanayiinin gelişmesi yolunda önemli kazanımların elde edildiği süreçlerin de fitilini ateşlemiştir. Nitekim son yıllarda başta devletin zirvesi ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığının yönlendirme ve gayretleriyle Türkiye savunma sanayii çok ciddi bir atılım içine girmiş; imkân ve kabiliyetlerinde olağanüstü bir sıçrama gerçekleştirmiştir. Suriye’de yürütülen mücadelede özellikle yerli ve milli üretim İHA ve SİHA’ların gösterdiği performans dünya basınının sayfalarına konu olmuştur. Bununla birlikte savunma sanayiinde yürütülmekte olan en kritik teknoloji ve platformlarda yerli ve milli üretimin ulaştığı seviye göz doldurucudur.

Yakın bir zamana kadar güvenlik kavramı literatürde askeri kaynaklı gelişmeler odağında sınırlı bir biçimde ele alınır ve başka alanlardaki gelişmeler ulusal güvenlik konsepti dışında değerlendirilirdi. Ancak son yıllarda yaşanan bazı büyük göç hareketlerinin temelinde yatan gıda krizleri göz önüne alındığında artık gıda da bir güvenlik meselesine dönüşmüş durumdadır. Zira Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü rakamlarına göre dünyada 800 milyondan fazla insan açlık çekiyor. Ülkelerin gıda kıtlığı gibi bir tehditle karşı karşıya kalmamaları için gıda tedarik sistemlerini geliştirmeleri, tarımsal uygulamalarını ve tarımdaki verimliliği artıracak önlemler almaları büyük önem taşıyor.

Gıda güvenliği tehditlerine benzer biçimde, özellikle COVID-19 salgınının açıkça gösterdiği gibi sağlık konusunda yaşanabilecek beklenmedik krizler de başlı başına birer ulusal güvenlik tehdidine dönüşebiliyor. Zira Çin’den başlayıp tüm dünyaya yayılan koronavirüsün kısa bir süre içinde tüm ekonomilerin ve ülkeler arası sınırların kapanmasına yol açması karşısında, tarihin en büyük ekonomik krizlerinden birinin doğması ve bu kapsamda artan işsizlik tüm dünyada bir ulusal güvenlik meselesi olarak karşımıza çıktı. Dolayısıyla sağlık sistemlerinin işlevsel ve kapsayıcı biçimde modernize edilmesi, bu alanda dijitalleşmenin nimetlerinden de yararlanarak yenilikçi reformlar yapılması güvenlik kaygılarının önlenmesinde önemli hamleler olarak karşımıza çıkıyor.

Güvenlik ve teknoloji temalı bir düşünce kuruluşu olarak 23 Kasım 2017 tarihinde lansmanı yapılan STM ThinkTech Teknolojik Düşünce Merkezi önemli bir boşluğu doldurarak, savunma ve güvenlik temalı beş panel ve 11 odak grup toplantısı yapmış ve bunların çıktılarını raporlar ve blog yazıları şeklinde yayınlamıştır. Yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığımız gelişmeler ışığında seçtiğimiz temel konu başlıklarında, Mart 2018-Ekim 2019 tarihleri arasında alanının önde gelen uzman ve akademisyenlerinin değerli katkılarıyla düzenlediğimiz beş odak grup toplantısının çıktılarını derleyerek oluşturduğumuz bu eserde, Türkiye’nin güvenlik konseptinde öne çıkan konuları, problem alanlarını ve çözüm önerilerini aşağıdaki başlıklar altında bir araya getirdik:

  • Türkiye’nin Savunma ve Güvenlik Alanına İlişkin Beklentileri, Sorunları, Öncelikleri ve Çözüm Önerileri
  • Doğu Akdeniz’in Enerji Güvenliği ve Politikaları
  • Türkiye’de ve Dünya’da Gıda ve Gıda Arz Güvenliği
  • Göç ve Sınır Güvenliği
  • Hava Sahasının Kontrolü ve Güvenliği: Hava ve Füze Savunma Sistemleri

COVID-19 salgınının ortaya koyduğu gibi ülkelerin güvenlikleri sadece askeri unsurlardan değil; göç, gıda, sağlık vb. pek çok alanda yaşanan beklenmedik gelişmelerden etkilenmekte, bu gelişmelerin ülkenin huzur ve güvenliğini tehdit etmemesi için ulusal elastikiyet seviyesinin geliştirilmesi ve belirsizlik ortamında beklenmedik şoklara hazır hale getirilmesi büyük önem taşımaktadır. Düzenlediğimiz odak grup toplantılarının çıktılarını kısa değerlendirmeler ışığında bir araya getirdiğimiz bu kitabımızı siz kıymetli okuyuculara sunuyoruz.

STM ThinkTech olarak basılı kitap yayım sürecimizin ilk ürünü olan “Türkiye’nin Bütünsel Güvenlik Yaklaşımı Enerjiden Sağlığa, Göçten İç ve Dış Güvenliğe Çok Boyutlu Ulusal Savunma”yı keyifle okumanızı diliyoruz.

İşbu eserde/internet sitesinde yer alan veriler/bilgiler, yalnızca bilgi amaçlı olup, bu eser/internet sitesinde bulunan veriler/bilgiler tavsiye, reklam yada iş geliştirme amacına yönelik değildir. STM Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret A.Ş. işbu eserde/internet sitesinde sunulan verilerin/bilgilerin içeriği, güncelliği ya da doğruluğu konusunda herhangi bir taahhüde girmemekte, kullanıcı veya üçüncü kişilerin bu eserde/internet sitesinde yer alan verilere/bilgilere dayanarak gerçekleştirecekleri eylemlerden ötürü sorumluluk kabul etmemektedir. Bu eserde/internet sitesinde yer alan bilgilerin her türlü hakkı STM Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret A.Ş.’ye aittir. Yazılı izin olmaksızın eserde/ internet sitesinde yer alan bilgi, yazı, ifadenin bir kısmı veya tamamı, herhangi bir ortamda hiçbir şekilde yayımlanamaz, çoğaltılamaz, işlenemez.